Should I Really Do It? | A Film by Ismail Necmi | Teaser 01

Should I Really Do It? | A Film by Ismail Necmi | Teaser 02

Should I Really Do It? | A Film by Ismail Necmi | Teaser 03

Herold As Itself | Ismail Necmi | Petra Woschniak | Q&A After The Screening | Toronto IFF

Fol Screening Poster Design by Sarp Sözdinler

WATCH NOW Full Movie [ENGLISH Subtitled]

Should I Really Do It? | A Film by Ismail Necmi | 35mm | Color | 86 minutes | German & Turkish with English Subtitles | Turkey | 2008 

ŞİMDİ Filmin Tamamını İZLE [TÜRKÇE Altyazılı]

Bunu Gerçekten Yapmalı mıyım? | İsmail Necmi'den Bir Film | 35mm | Renkli | 86 dakika | Almanca ve Türkçe | TÜRKÇE Altyazılı | Turkiye | 2008

BU YAZIYI GERÇEKTEN YAZMALI MIYIM?

Feride Çiçekoğlu

Altyazı Dergisi      Haziran 2008 Sayısı

 

          Bir filmi anlatmak için neden bir yazı yazılsın? Herhangi bir filmi, ama özellikle bu filmi. Hikâyesi geri planda, görsel yanı ağır basan, zihinde imgeler bırakan, duyumlar uyandıran, duygular yaratan, sonra da hiçbirini lafa dökmeden bitip seyirciyi “bunu yeniden izlemeliyim” ihtiyacıyla bırakıveren bir film.

          Bunu Gerçekten Yapmalı Mıyım? benim şimdilik 4-5 kez izlediğim bir film. Sonuncusu ‘Film ve İstanbul’ dersinde öğrencilerimle birlikte. Her seferinde yeni şeyler görerek. Biraz da görüntülerin bağımlısı haline gelerek. İşte şimdi kar yağacak, şimdi nehre gidiyorlar, tekne köprünün altından geçecek şimdi, sonra biri suya atlayacak… Şimdi Berlin, işte bu da İstanbul, hem aynen benim bildiğim gibi, hem de hiç değil.

          Şehirler var filmde, bir de kadınlar. Şehirlerin ara renkleri, kadınlarınki de. Doğumun ve ölümün kadındaki acısı bende iz bıraktı en çok. Doğumun dişiler arasında kurduğu köprü, yeni bir doğumu beklemek için ölümün ertelenişi. Durduk yerde burnumun direği sızlıyor bazen. Metafor filan değil, sahiden. Karen’i hatırlıyorum. Yeni yavruyu görebilseydi de öyle gitseydi. Saçma sapan bir duygusallık... değil. Filmde ucuz duygusallık kurulmak istense malzeme buna çok yatkınmış. İkizi kanser olan bir kadın. Petra. Kendi böbreğini de kanser ihtimaline karşı aldırmak zorunda kalan ve ameliyat izini bir takı gibi taşıyan. Baştan sona içini kurcalayarak yaptığı konuşmalar fonunda görmesek bunları, sulusepken bir duygusallık olabilirmiş. Zor bir arayüz kullanmış yönetmen, bir terapistin ofisi.

          Her biri zihninize numaralanmış baskılarıyla hep taşıyacağınız özel fotoğraflar gibi nakşolan görüntüleriyle tamamen kendine has bir görsel dili var İsmali Necmi’nin ve hiç işin kolayına kaçmamış. Filmin ölümle hayat arasında sallanan sarkacının aynı zamanda şehirlere dair tınısını üzerinde düşündükçe keşfediyorsunuz. İşte o zaman bir daha seyretmek istiyorsunuz. Sarkacın hayata dair ucunda, İstanbul’da yaşadığınızı hissetmek için. Sıradışı bir film. Bence tek sorunu, bağımlılık yaratması.

 

SIĞ SULARDAN DERİN SULARA…
Fatih Özgüven

Altyazı Dergisi      Haziran 2008 Sayısı

          İsmail Necmi’nin filmi hem yeni bir çaba, hem de sanki kendi kendini baltalayan bir özelliğe sahip; kategoriler dışı, sınıflandırması zor bir film bu. Seyirci de eleştirmen de öncelikle bundan irkilecek herhalde: “Şimdi bu seyrettiğimiz bir belgesel mi, belgesele tutunup anlatı sineması olmaya çalışan bir şey mi, bambaşka bir şey mi?” Oysa her alanda yeni bir şeyler yapmak bu ön kabulleri kırmaya başlamakla mümkün. Bunu Gerçekten Yapmalı Mıyım? bu işi korkusuzca yapıyor.

          Filmin başında, filmdeki terapist, hastasına “bana yüzeyselliği derinliğe tercih ettiğini söylemiştin,” diyor. Film de aşağı yukarı bununla ilgili. Kendi şehri olmayan bir şehirde, İstanbul’da, yıllardır ‘yüzeysel’ değilse de ‘şeylerin yüzeyinde’ diyebileceğimiz bir hayat yaşayan Petra Woschniak’ın hayatının İstanbul görüntüleri arasına Petra’nın başka bir kadınla başbaşa görüntüleri düşüyor ağaçlardan oluşan bir fonun üzerine... Petra’nın öbür hayatına, daha derin, daha gizli hayatına girmemize yarayan bir anahtar bu; bu daha derin katman, Petra’nın Hamburg’un bir köyünde yaşayan ikiz kızkardeşi Karen’le göbekbağı… Karen kanser, Petra için çok önemli bir insan; daha doğrusu iki kızkardeş birbirleri için önemliler. Film kızkardeşlerin hikâyesiyle birlikte ansızın bir derinlik, hatta trajiklik kazanıyor. Yarattığı etki, girdiğinizde ayak bileklerinize kadar gelen sığ bir suyun bir adım sonra sizi belinize kadar içine alması gibi bir şey.

 

          Hikâyenin devamı, İstanbul’da ardına gizlenilen, oyalayıcı parlak yüzeyle Almanya’daki karlı, tipili siyah-beyaz derinlikler, uçurumlar arasında serbestçe gidip geliyor; arada ilginç bir yabancılaştırma etkisi sağlayan terapi seansı ile birlikte… Sadece iki kızkardeşin hikâyesi değil, gönüllü sürgünlük, kendi canavarlarıyla yüzleşme zorunluluğu, büyük ‘K’ ile yazılması gereken Kader, oyun olsun diye takınılan ama o kadar da masum olmayan maskeler de giriyor işin içine. Bunu Gerçekten Yapmalı Mıyım?’da, hikâye kadar, hatta belki ondan da çok, İsmail Necmi’nin yüzey ile uçurumlar arasında ördüğü, bildiğimiz bir hikâyelemeye benzemeyen, bunun risklerini de göze alan hikâyelemesinden etkilendim.